Ramazan Başak’tan fon soruşturmasında perde arkasındaki patronlar tartışması açıklaması: “Tek mesele siyasi irade”

YENİÇAĞ ÖZEL – Süleyman Çay

Fon soruşturmasında gözler yalnızca milyarlarca liralık para iadelerine değil, işlemlerden kazanç sağlayan şirketlerin gerçek sahiplerine de çevrildi. Eski MASAK Başkanı Dr. Ramazan Başak, Yeniçağ’a verdiği özel röportajda “gerçek faydalanıcı” kavramına dikkat çekerek şirketlerin görünürdeki ortaklarıyla onları fiilen kontrol eden kişilerin farklı olabileceğini anlattı.

Başak, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gündeme geldiğini aktardığı 401 milyar liralık transfer iddiasından gönüllü iadelerin cezai sonuçlarına kadar tartışmalı başlıkları değerlendirdi. Transfer tutarına ilişkin iddia ve diğer sayısal değerlendirmeler Başak’ın aktardığı çerçevede yer alıyor; kesinleşmiş resmi bulgular olarak sunulmuyor.

“ÖN TARAFTAKİLER PİYON!”

Görünürde farklı ortakları bulunan şirketlerin gerçekte aynı kişi ve gruplar tarafından kontrol edilip edilmediği de anlaşılabilir mi peki bu?

“Tabii anlaşılabilir. MASAK’ta “Gerçek Faydalanıcı” düzenlemesi var. Gerçek Faydalanıcı Tedbirleri Yönetmeliği’nin 17 ve 17A maddesi diye geçer bu. Şirketlerin doğrudan veya dolaylı kontrolünü elinde bulunduran kişiler belirlenebilir. Perde arkasındaki kişilere ulaşmak biraz daha yoğun bir çalışma gerektirir. Kim o şirketlerin ortağı? Ortaklığı ve şirketleri kim kontrol ediyor? Bu silsile usulü gidebildiği yere kadar gider. Bazen görünüşte A, B, C kişisi ortak gibi görünüyor ama perde arkasında C veya E kişisi gerçek faydalanıcı, gerçek patron. Ön taraftakiler piyon.

Dolayısıyla biz buna gerçek faydalanıcı diyoruz. Bu gerçek faydalanıcının ortaya çıkartılması da biraz tabii diğerleri gibi kağıt üzerinde veya yapılacak araştırmada çok kolay ortaya çıkmaz ama biraz detayına inildiğinde bunun da ortaya çıkartılabilme olasılığı yüksek.”

Eski MASAK Başkanı Dr. Ramazan Başak

Fon soruşturmasında açıklanan milyarlarca liralık gönüllü iadenin kaynağı, hangi şirketlerden geçtiği ve kimlere ulaştığı MASAK tarafından tespit edilebilir mi?

“Tabii, çok kolaylıkla tespit edilebilir. Şu anda 17 milyara yakın bir tahsilat olduğu söyleniyor. Bu hesap, 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağlayanlara yapılan çağrı kapsamında açıldı. Önemli bir noktanın altını çizeyim: bu 100 milyonun üzerinde kazanç sağlayan herkesin, her şirketin mal varlıklarına tedbir kondu şu anda.

Bu tedbirler halen yürürlükte. MASAK da paraların nereden geldiğini, hangi hesaplara yatırıldığını ve nasıl aktarıldığını tespit edebilir durumdadır veya tespit etmiştir. Bunu tespit etmek için yarım saat ile bir saat yeterli.”

“TEK MESELE SİYASİ İRADE”

Peki devlette milyarlarca liranın kimlerden iade edildiğini biliyorsa bu paranın başlangıçta kimlerin eline geçtiğini de ortaya çıkarabilir mi? Bunun önündeki en büyük engel nedir?

“Siyasi irade olduğu müddetçe paranın kimlere gittiği hepsi şu anda biliniyordur.

Para yalnızca piyasa dolandırıcılığını gerçekleştiren grupların elinde değil. Kamu kurumlarında bu oluşumlara izin veren, destek olanlar da var. Bu oluşumlar o desteği almadan zaten bu işlemleri yapamazdı. Bu kişilere de ulaşılabilir. Şu anda bütün bu bilgiler devlette vardır.

Hepsi vardır yani. Kim ne almış, ne kadar kazanmış, nereye götürmüş, ne yapmış, bunların hepsi vardır.

Dolayısıyla burada kararlı gidildiği sürece sonuç alınabilir. Bunun önündeki tek engel siyasi iradedir. Tek yeterli olan ve gerekli olan şey bu.”

401 MİLYARLIK TRANSFER İDDİASI: “MASAK UYARABİLİRDİ”

Bu büyüklükteki para hareketlerinin MASAK ve SPK tarafından daha önce tespit edilmesi mümkün müydü? Olası bir denetim eksikliği nasıl belirlenir?

On gün önce yapılan Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısında MASAK Başkanı Sayın Hasan Kaymak ve Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı geldi. Oradaki milletvekilleri şöyle bir soru sordular: “1-16 Eylül tarihleri arasında 442 kişi 401 milyar lira kaçırmış” dediler. Bu, milletvekillerinin ifadesi.

“Bu para yurt dışına çıkarılırken siz niye görmediniz?” diye sordular. MASAK Başkanı, “Bu para transferlerini önceden görebileceğimiz bir sistem yok. Ancak bankalar bildirdiğinde bilgi sahibi olabiliriz” açıklamasını yaptı. Ben de bunu X’te değerlendirdim. dünyada iki tür suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanı ile ilgili mücadele yöntemi var. Birisi devamlı bilgi verme, diğeri şüpheli işlem bildirimi esası. Devamlı bilgi vermeyi Amerika ve birkaç ülke dışında uygulayan yok. Ama çoğunluk, bizim de içinde bulunduğumuz yöntem, şüpheli işlem bildirimleri. MASAK, 37 yükümlü grubu belirlemiş, başta bankalar olmak üzere. Başkanın bu noktaya kadar söyledikleri doğru. Bankalar bu transferleri şüpheli işlem kapsamında bildirmediği sürece MASAK’ın mevcut sistemde bilgisi olmaz. Bu da önemli bir eksiklik. MASAK’ın bütün transferleri görmesi mümkün değil ama belirli kriterleri karşılayan, büyük tutarlı işlemleri görebilmesi gerekir. Kanunun 19/A maddesi var. “İşlemlerin Ertelenmesi” başlığını taşıyor. Ciddi emareler ve kuvvetli şüphe varsa bankalar, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanı kapsamında şüpheli işlem bildirimini işlemin ertelenmesi talebiyle yapabilir. Bu ne demek? “İşlemlerin ertelenmesi talebiyle yapıldığı zaman 7 iş günü süreyle o transfer duruyor. MASAK o süre içerisinde bu transferi inceliyor, gerçekten bir problem varsa devamını sağlıyor, yoksa serbest bırakıyor.”

Bu kadar ciddi emarelerin ortaya çıktığı, paniğin başladığı bir dönemde MASAK’ın proaktif davranıp “Ha, nasıl olsa bankaların bu yükümlülüğü… Bankalar bunu bana bildirir” dememesi lazımdı. Proaktif davranıp ilgili 4 grubu bana göre uyarması lazımdı. Bunların hepsi yükümlü grupları içerisinde: Bankalar, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, kripto. Bunların dördünü, gerektiğinde diğerlerini de uyarmalıydı. Gayrimenkul alım satımları nedeniyle tapu birimlerini de uyarabilirdi. Bu uyarılarla yurt dışına çıkarıldığı iddia edilen 401 milyar liranın önemli bir bölümünün Türkiye’de kalması sağlanabilirdi. İddia, bu önlemler alınmadığı için paranın yurt dışına çıktığı yönünde. Yaklaşık bir hafta sonra MASAK, “Biz 28-29 ülkedeki giden paralarla ilgili yazışmaları, girişimleri başlattık” diye. Ben de Sözcü TV’de şunu söyledim: “Hani buna ne gerek vardı? Sen baştan bunları önleseydin de 28 ülkede bu paraların getirilmesine çalışmasaydın.” Bizde hep böyledir çünkü. Para gider, olay yaşanır, bina çöker, bilmem insanlar ölür, ondan sonra tedbir alırız. MASAK transferleri önceden göremeyebilirdi ama ilgili kurumları uyarabilirdi. Bu önlemlerle paranın önemli bir bölümü Türkiye’de kalabilirdi.

GÖNÜLLÜ İADE CEZADAN KURTARIR MI?

Gönüllü para iadesi yapan kişi veya şirketlerin cezai sorumluluğu ortadan kalkar mı? İade işlemler, işlemlerle bağlantılı olduklarının kabulü anlamına gelir mi?

“TMSF bünyesinde hesap açılması ve ödemelerin buraya yönlendirilmesi uygulamasının geçmişte bir emsali yok.

Hukuki açıdan da belirsizlikler var. Hangi maddeye dayanarak “Getirip yatırın” diyorsunuz? Dolandırıcılık mı, içeriden öğrenenlerin ticareti mi söz konusu? Bunu tespit ettiniz mi?

Burada 106. maddeye aykırılık mı, yani bilgi suistimali mi, yoksa 107. maddede düzenlenen piyasa dolandırıcılığı mı söz konusu? Varsayalım ki Piyasa Dolandırıcılığı nedeniyle bu kazançların elde edildiği düşünüldü.

Orada şöyle söylüyor, diyor ki: “3 ila 5 yıl arası hapis var ama” diyor “soruşturma başlamadan önce” diyor “elde edildiği ortaya çıkan menfaatin iki katını hazineye ödersen” diyor,

“Hazineye, herhangi bir ceza alınmaz” diyor.

Burada Hazineye ödeme öngörülüyor. Ben bunu “Mağdurlara ödensin” diye daha sonra bir öneride bulunmuştum. Niye Hazineye? Çünkü birisinden çalıyorsunuz, o parayı alıyorsunuz Hazineye gelsin diyorsunuz. Kimden çalındıysa oraya gitsin. Doğrusu bu. Diyelim ki 100 milyon lira yatırdınız. Kanunda iki katı öngörülüyor. Bildiğim kadarıyla soruşturma henüz başlatılmadı.

Soruşturma başladıktan sonra ödeme yapılsa da hapis cezasından kurtulmak mümkün olmuyor. Soruşturma başlamadan önce ise kanunda öngörülen tutarın ödenmesi önemli. Peki neden iki katı değil de bir katı ödeniyor? Kanun iki kat diyor. Bir kat ödendiği zaman 3-5 yıl arasından muaf olamıyorsun, iki kat ödemen lazım. Ama burada iki kat öde demiyor. Burada sağladığın menfaati getir, burada 100 milyonun üzerindeyse yatır diyor mesela. Bütün bunlar belirsiz. Kişisel görüşüm şu: Ben bak soruşturmayı başlatmıyorum, sen de 100 milyonun üzerinde kazanç sağladıysan gel yatır diyecek. Sonradan diyecek ki belki de “Ya gel bunun bir katını daha yatır.” “İşte ben çünkü soruşturma başlamadan önce bunun iki katını yatırırsan ben 3-5 yıllık hapis cezasından vazgeçerim” diyecek veya bir kılıfına uyduracaklar “Diyecekler ki işte bir kat da yeter” diyecekler. “3-5 yıl arasından ben tamam, dosyayı kapatıyorum” diyecekler. Dolayısıyla burada hukuki bir belirsizlik var.

Oturmayan bir durum var.”

“BU BİR SERMAYE PİYASASI VURGUNU”

Peki iade edilen tutar, soruşturma konusu toplam para hareketlerinin yalnızca bir bölümüyse geri kalan paranın izi nasıl sürülür?

“Bu tutarlar yalnızca şimdiye kadar tespit edilenler. Yurt dışına çıkarılan, orada nakit ya da başka varlık biçimlerinde tutulan kaynaklar da var. Şunun altını çizmek istiyorum: “Fon krizi” ve “fon mağduru” dediğimizde olayın boyutunu küçültmüş oluyoruz.

Bu aslında bir Sermaye Piyasası Vurgunu veya Sermaye Piyasası Krizidir. Çünkü 456 binin çok üzerinde bir mağdur sayısı var. Tahribat da bu fonların verdiği tahribattan çok daha büyük. Yani Türkiye’de 86 milyonu ilgilendiren nihayetinde, reel sektör, finans sektörü olmak üzere 86 milyonu ilgilendiren bir sorun var. Dolayısıyla burada paranın izini sürmek için bir kere MASAK bu konuda bir çalışma yapmıştır.

Şu anda bunu yaptığını düşünüyorum. MASAK, Sermaye Piyasası Kurulu ile koordineli olarak değeri şişirilen, hileli işlemlerle değeri yükseltilip milletin üzerine boca edilen bu hisselerde yapılan soygunlara ilişkin kim ne almış, ne satmış, nereden satmış, hangi fiyattan satmış, kimlere satmış, kimler buradan kazanç sağlamış, hepsini ortaya çıkarabilir. Hatta çıkarmış olduğunu düşünüyorum. Bu bilgilerin tamamına ulaşılabilir. “TMSF’ye gelin yatırın” çağrısının da bu bilgilerden kaynaklandığını düşünüyorum. Diğer kişilerle ilgili de tedbirler alınmaya çalışılıyor. Bu işlemlerin izi yurt içinde sürülebilir. kimin ne kadar kazanç sağladığını zaten şu anda devlet biliyordur.

Yurt dışına giden para finansal sistem üzerinden aktarıldıysa izlenebilir. Nakit olarak kuryelerle veya yasa dışı yollarla çıkarıldıysa tespit daha güçtür. MASAK, Egmont Grubu üyeliği ve uluslararası anlaşmalar kapsamında yurt dışından bilgi talep edebilir. Dolayısıyla buradan önemli bir kaynak elde edilebilir, bu mağduriyetlerin azaltılması için. Fonların nakde dönüştürülmesiyle de kaynak elde edilecek. Onların ikisi birleştirildiğinde mağduriyetler azaltılabilir. Ancak önemli bir ayrıntı var: Para piyasası fonlarından başlandı.

Bir de direkt hisse senedi alanlar var. Bunlar fon yatırımcılarından çok daha büyük bir kitle; en az 2 milyonluk kitle de orada var. 1,5 ay öncesine kadar paranın yüzde 97-98’i giden onlarca hisse var. 100 bin lirası olan birinin elinde 2-3 bin lira kalmış.

Bu çok ağır bir kayıp. Nasıl karşılayacaksınız? Sözünü ettiğim kaynaklardan. O da etkin ve hızlı bir süreç yürütülürse ancak bir miktar azaltılabilir. Ancak mağduriyetlerin tamamının giderilmesi çok zor.”

Peki bu soruşturmanın finansal boyutunda sizce kamuoyunun mutlaka yanıtını öğrenmesi gereken en önemli soru nedir?

“Zararın çok büyük olduğu açık. Şu anda net bir rakam veremeyiz ama Türkiye’nin 45 yıllık sermaye piyasası tarihinde bu kadar büyük tahribat yaratan, çok sayıda mağdur oluşturan, etkileri de korkunç düzeyde olan hiçbir olay yok.

Cumhuriyet tarihindeki ilk 3 olaydan bir tanesi olarak mutlaka sayabiliriz. Örneğin 90 fondaki yatırımcılar var. Onlar da her an satabilecekleri fonları ayda bir defa ilan edilen fiyattan satabilirsin dediler o 90 fon yatırımcısına. Bu 90 fonla 131 fon yatırımcısının toplamı 1 milyon küsur. Yalnızca burada bir milyonun üzerinde kişiden söz ediyoruz. Doğrudan hisse senedine yatırım yapanlar da var. Bütün zararlar toplandığında çok büyük bir tutar ortaya çıkabilir.

Bu insanların nakde ulaşamadığını ve harcama yapamadığını düşündüğümüzde reel sektörde çok ciddi anlamda problem olacak. Bankacılık ve finans sektöründe borçlar, kredi kartları ödenemeyecek. Bir de güven kaybı var. Yatırımcı gelmeyecek. Bu çok büyük bir skandal. Ülkeye verilen zararın, vatan hainliğinden bile kat kat fazla olduğunu düşünüyorum.

Kat ve kat vatan hainliğinden çok daha fazla bir şekilde hem ülkeye hem ülke insanına zarar verildi. Şimdi yaratılan bu güven kaybının maliyetini ölçemezsiniz. Ve güven kaybı ruh gibidir. Beden çıkınca gelmesi biraz imkansız gibi olur.

Bunun çok büyük bir maliyeti olacak. İnsanlar öncelikle zararlarının karşılanmasını bekliyor. Birikimlerini kaybedenler var; sanki evlerinde yangın çıkmış ve bütün paraları yanmış gibi. Dün beni arayan bazı kişiler “İntihar edeceğim” diyor. Hatta “İntihar ediyorum” diyor “Hocam” diyor, “Hakkınızı helal edin” dedi, kapattı.

“Neden adım atmıyorsunuz? Bir önerge, bir kanun teklifi verin. İnsanlar sorunlarının çözülmesi için bir adım atıldığını görsün.” Çözülür, çözülmez veya ne kadar onu bilemezsin ama atın bir adım. Şu anda hiçbir adım atılmamış. İnsanlar sıfırlanmış, devlete güvendi. Tamam, doğru. Bazıları yatırımcıları suçluyor ama böyle yapamazsınız. Devlet sorumluluklarını, kamu otoritesi göz göre göre bu dolandırıcıları engellemediği, görerek engellemediği bir süreçte JCR’ın işte devletin oluşturduğu derecelendirme, milli derecelendirme şirketi diyorsunuz, bir ay öncesine kadar bu şirketlere A reytingi verdiği bir ortamda,

Böyle bir ortamda vatandaşın finansal okuryazarlığını sorgulayamaz, faturayı vatandaşa kesemezsiniz. Hisse senedi mağdurları için en azından bir adım atılmalı. Bu konuda siyasi partilere de çağrıda bulundum.

Acilen adım atılması lazım. Olayın sosyal boyutu çok ağır; tehlikeli boyutlara ulaşmak üzere.”

NE OLMUŞTU?

Fon soruşturması süreci, eylül ayı ortalarında şüpheli işlemlere yönelik adımlarla ivme kazandı. Soruşturma kapsamında yaşanan önemli gelişmeler şunlardır:

15 Eylül’de Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Yarız tutuklandı.

17 Eylül’de SPK, 7 portföy yönetim şirketinin TEFAS’taki fonlarını alım-satıma kapattı ve 130 yatırım fonunu tasfiye sürecine soktu. Aynı dönemde, manipülasyon iddiasıyla 38 kişi hakkında suç duyurusu ve işlem yasağı kararı alındı.

18 Eylül’de Tutuklu sayısı 4’e yükselirken, 51 kişi hakkında adli kontrol kararı uygulandı.

21 Eylül’de operasyon genişleyerek 25 şüpheli hakkında işlem başlatıldı; 15 kişi gözaltına alınırken, 10 kişinin arandığı duyuruldu.

Soruşturmayla bağlantılı 9 şirketin yönetici ve yetkililerinin para ve mal varlıklarına tedbir konuldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın SPK’ya ilettiği öne sürülen “gizli müzekkere”den haberdar olduğu iddia edilen 440 kişinin, 1-16 Eylül arasında 401 milyar liralık fon satışı yaptığı öne sürüldü.

Fon soruşturması kapsamında 37 kişinin, elde ettikleri haksız kazançları iade etti. Toplamda 18 milyar 340 milyon TL iade edildiği aktarıldı.

Olağanüstü tasfiyeye alınan 7 fondaki yatırımcılara 29,3 milyar lira ara ödemeler hesaplara yapılmaya başlandı.

Author: Eren Cakmak